İş Sağlığı Nedir ?

iş sağlığı nedirİş sağlığı genel olarak çalışma hayatı ve sağlık arasındaki ilişkileri inceleyen bir bilimdir. İş ve sağlık arasındaki ilişkilerin incelenmesinde kullanılan yaklaşımlar birbirini tamamlayan iki ana grup halinde ele alınabilir. Konu insan sağlığı ile ilgili olduğu için çalışanların sağlığının korunması, hastalanan ve kazaya uğrayanların iyileştirilmesi gibi uygulamalar iş sağlığının tıbbi boyutu olan iş hekimliğini (occupational medicine) oluşturur. Çalışanların sağlığını belirleyen faktörler arasında işyerinde bulunan çeşitli madde ve etkenler çok önemlidir. Bu maddelerin varlığının saptanması, düzeylerinin ölçülmesi ve gerektiğinde kontrol altına alınması şeklinde daha çok teknik konuları kapsayan uygulamalar da iş hijyeni (occupational hygiene) olarak adlandırılır. İş sağlığı (occupational health) ise hem tıbbi hem de teknik uygulamalara işaret eden daha genel bir terim olup iki tür uygulamayı da kapsar. 

İş sağlığı çalışmalarında iş ile sağlık arasındaki ilişkiler incelenirken asıl ilgi, işin sağlık üzerindeki etkileri konusudur. Bu etki de çoğu kez algılandığı gibi, olumsuz bir etkidir ve iş sağlığı çalışmalarının amacı, çalışanları bu olumsuz etkilerden korumaktır. Bununla birlikte iş ve sağlık arasındaki ilişkilerin iki yönlü olduğu bilinmektedir. Bu ilişkinin bir yönünde iş, çalışanın sağlığı üzerinde etki yaparken, diğer yönde çalışanın sağlığının da iş üzerinde etkileri söz konusudur. İşin sağlık üzerindeki etkileri genellikle olumsuz bir etkilenme şeklinde olmakla birlikte, bazı durumlarda iş, çalışma, insanın sağlığı üzerinde olumlu etki de yapabilir. İşyerindeki tehlikelerin etkili bir şekilde kontrol edilmiş olduğu ve çalışma koşullarının olumlu olduğu bir ortamda çalışmak ve birşeyler üretmek kişinin sağlığı üzerinde hem fiziksel, hem de ruhsal ve sosyal yönden olumlu etki yapar. İş ve sağlık arasındaki ilişkilerin diğer boyutu olan sağlığın iş üzerindeki etkileri ise basit olarak sağlıklı bir kişinin daha verimli çalışacağı şeklinde düşünülebilr. Ancak çalışanın sağlığının iş üzerindeki etkileri farklı yönlerden ele alınabilir.

İş ve sağlık arasındaki ilişkilerin iki yönlü bir ilişki olduğu ve işin sağlık üzerindeki etkilerinin bazı durumlarda olumlu bir etki olabileceği bilinmekle birlikte, iş sağlığı uğraşılarının asıl ilgisi işin sağlık üzerindeki olumsuz etkilerinin incelenmesi ve çalışanların bu olumsuz etkilerden korunmasıdır.

İŞ SAĞLIĞININ GELİŞME AŞAMALARI

İnsanlar var oldukları ilk günden beri çalışmak durumunda olmuşlardır. Ancak bu çalışma önceleri, insanların yaşamaları için gerekli olan olanakları sağlama amacına yönelik olmuştur. İnsanların en temel gereksinimi olan yiyecek ve barınak temini de başlıca çalışma alanlarını oluşturmuştur. Avcılık, balıkçılık, sonraları toprağın işlenmesi türü çalışmalar daha çok erkekler tarafından yapılan işler olmuştur. Buna karşılık hazırlanması, ev işleri ve çocuk bakımı işleri de çoğunlukla kadınların ilgi alanı olmuştur. Bu çağlarda da özellikle avcılık, balıkçılık ve barınak yapımı gibi işlerde kaza ve yaralanma şeklinde bazı riskler olmakla birlikte, bu riskler çalışma hayatının tehlikeleri olarak gündeme gelmemiştir. Zamanla insanlar çeşitli araç ve gereçleri kullanmaya, hayvan gücünden yararlanmaya ve toprağı işlemeye başladıkça çalışma hayatının ortaya çıkardığı konular da çeşitlenmeye başlamış ve yeni konular belirmiştir. Bununla birlikte, bugünkü anlamda çalışma hayatının ve sanayi kuruluşlarının olmadığı eski yıllarda iş sağlığı konuları çok sınırlı idi.

Madenciliğin başlamasının iş sağlığı konularının artmasında önemli yeri vardır. Madencilik çok eski çağlardan beri var olan bir çalışma alanıdır ve öteden beri tehlikeli bir iş türü olarak bilinmektedir. İnsanlar topraktan taş ve kıymetli madenleri çıkararak kullanmışlardır. Taşı kullanarak ev, kale duvarı, su kanalı vs. yapmışlar, madenleri de ısı ile yumuşatarak ve eriterek işlemişler, ev eşyası, mutfak malzemesi türünden çeşitli araç-gereç, el aletleri ve silah yapmışlardır.

Hipokrat’ın çağdaşlarından olan Atina’lı ünlü filozof Sokrates (M.Ö. 469-399), o dönemdeki çalışanları tanımlarken “el işi yapmanın onursuz bir uğraşı olduğunu, kimsenin bu işlerde çalışanlarla arkadaşlık etmek istemediğini, hatta kentli birisi için bu tarz çalışmanın yasal olmadığını” ifade etmiştir. Sokrates’in öğrencisi ve arkadaşı olan Platon’un (Eflatun; M.Ö. 428-348) zanaatkârların çalışma koşullarından kaynaklanan sorunlarına işaret ettiği bilinmektedir. Platon’un öğrencisi olan ünlü bilgin Aristo (M.Ö. 384-322) ise koşucularda gözlediği bazı sorunları tarif etmiş, gladyatörlerin beslenmesi için dikkat edilmesi gereken konulara işaret etmiştir.

iş sağlığıM.S. 23-79 yıllarında yaşamış olan Pliny de tozlu yerlerde çalışmanın risklerine işaretle, tozlu
işyerlerinde çalışanlar arasında öksürük, nefes darlığı gibi belirtilerin görüldüğünü belirtmiştir. Juvenal de (M.S. 60-140) ayakta durarak çalışanlarda varis oluşumuna, demircilerdeki göz rahatsızlıklarına işaret etmiştir. Daha sonra yaşamış olan Galen (M.S. 130-201) ise, madenciler, kimyacılar, terziler, balıkçılar, çiftçiler ile metalürji alanında, dericilikte ve imalat işlerinde çalışanlarda görülen ve bir kısmı daha önce Hipokrat tarafından da tanımlanmış olan çeşitli hastalıklara işaret etmiştir. Ancak eski zamanlarda tehlikeli olan bu tür işlerde esirler, köleler ve suçlular çalıştırılmaktaydı. Özellikle suçlular için bu çalışma bir tür cezalandırma anlamına geliyordu. Öte yandan hastalanan, kaza geçiren ve ölenlerin yerine başka suçlular veya köle ve esirler kolaylıkla bulunabiliyordu. Bu nedenle bu alanlarda çalışanların sağlığının bozulması, hatta ölmesi toplumun ilgisini çekmemiştir.

Başlangıçta yüzeyel olarak yapılan madencilikte zamanla maden ocakları derinleşmiş ve madencilik “beceri gerektiren” bir iş haline gelmiştir. Eski dönemlerdeki madenlerde bugünkü anlamda güvenlik önlemleri ile havalandırma ve toz kontrolu gibi uygulamalar söz konusu değildi. Bu nedenle madenciler uygun olmayan sağlıksız koşullarda çalışmışlar ve bunun sonucu olarak da çok hastalanmış ve kazaya uğramışlardır. Ancak, madencilik beceri gerektiren bir iş olduğundan, mesleği öğrenmiş bir kişinin kaybı önemsenmiştir. O yıllarda madenlerin çok olduğu bölgelerde, kadınların yaşamları boyunca birkaç kez (bazılarının 6-7 kez) vlilik yapmış olmaları, erkeklerin madenlerde kaza ya da hastalık sonucu erken yaşta ölmelerinin sonucu olarak değerlendirilmiştir.

Onbeşinci ve onaltıncı yüzyıllarda Avrupa’nın değişik bölgelerindeki madenlerde çalışanlar arasında çeşitli akciğer hastalıklarının sık görüldüğüne işaret eden kayıtlar vardır. Bu dönemlerin bilim adamlarından Georgius Agricola (1494-1555) ve Paracelsus (1493-1541) Schneeberg ve Joachimstal’daki altın ve gümüş madenlerinde çalışanlar arasında sık görülen akciğer hastalıklarına işaret etmişlerdir. Agricola, Bohemia’da zengin bir maden merkezi olan Joachimstal kentine doktor olarak atandığında, madenci toplumunda akciğer hastalıklarının sıklığı dikkatini çekmiştir. “On Miners’ Sickness and Other Miners’ Diseases” adlı 3 ciltlik kitabında Paracelsus, madencilerdeki akciğer hastalıklarına, madenlerin eritilmesi işlerinde çalışanların sorunlarına ve civaya bağlı olarak gelişen sağlık sorunlarına yer vermiştir. İş sağlığı ile ilgili gelişmelerde Dr. Bernardino Ramazzini’nin (1633-1714) çok ayrı bir yeri vardır. “De Morbis Artificum Diatriba” (Diseases of Workmen; Çalışanların Hastalıkları) adlı bu kitap çalışanlar arasında görülen başlıca sağlık sorunlarının sistematik bir şekilde ele alındığı kapsamlı bir eserdir.

Ramazzini çeşitli fabrikalardaki çalışmaları sonucunda, bazı hastalıkların, insanların işyerinde karşılaştıkları etkenlerden kaynaklandığını, yani işle ilgili olduğunu gözlemlemiş ve bu noktayı ısrarla belirterek bütün hekimlere, hastalarından öykü alırken onların mesleklerini de sormalarını öğütlemiştir. Bu öğüdünü Ramazzini kitabında şu şekilde ifade etmektedir: “bir hastanın evine gittiğinizde ona neresinin ağrıdığını, ne zamandan beri hasta olduğunu, barsaklarının düzenli çalışıp çalışmadığını, son günlerde ne tür yiyecekler yediğini sorarsınız. Bu sorulara ben bir soru daha eklemek isterim; hastaya ne iş yaptığını da sorunuz”. Kitabın bir bölümünde Ramazzini, lağım çukurunu (foseptik) boşaltan bir işçinin çalışmasını anlatmıştır. İşçinin bu işi yaparken çok hızlı çalıştığını gözlediğinde neden bu kadar hızlı çalıştığını sormuş, biraz daha yavaş çalışmasını önermiştir. Ancak işçi, bu işi yaparken gözlerinin sulandığını ve çok acıdığını söyleyerek, bir an önce işi bitirip evine gideceğini ve karanlık bir odada gözlerini kapayıp yatarak dinleneceğini ifade etmiştir. Daha sonra Ramazzini o kentte çok sayıda kör insana rastladığını, yaptığı görüşmede de bu kişilerin foseptik temizleme işi yaptıklarını öğrendiğini belirtmiştir.

Günümüzde hastalardan öykü alınırken kişinin mesleğinin sorulması, Ramazzini’nin öğüdüne dayalıdır. Hatta Ramazzini, hastalığın, kişinin işi ile ilişkili olabileceği düşünüldüğünde “ayrıntılı meslek öyküsü” (full occupational history) alınmasını da önermektedir. Ayrıntılı meslek öyküsü alınırken, kişinin son işinin yanısıra (varsa) eski işleri de sorulmalı ve çalışma sırasında (fiziksel, kimyasal vb.) hangi tür etmenlerle karşılaştığı, işyerinde benzeri yakınmaları olan başka kişilerin olup olmadığı, belirtilerin çalışma saatleri ile ilişkisi hatta kişinin iş dışı olabilecek (hobiler vs.) bazı etkilenmeleri de öğrenilmelidir.

İş sağlığının tarihsel gelişimi incelenirken Dr. Percival Pott’tan da söz etmek gereklidir. Sonraları kraliçe tarafından “Sir” ünvanı ile ödüllendirilen Dr. Pott, İngiltere’de baca temizliği işinde çalışan çocuklarda, ileri yaşlarda skrotum kanserinin sık görüldüğüne işaret etmiştir. Bugünkü bilgilerin ışığında kömürün yanması sonucunda oluşan polisiklik hoş kokulu hidrokarbonların bu hastalığa yol açtığı bilinmektedir. Ancak, henüz hastalıkların nedenleri konusundaki bilgilerin çok yetersiz olduğu yıllarda (1775) bu gözlemin yapılmış olması iş sağlığı alanında olduğu kadar, epidemiyoloji bilimi ve kanser epidemiyolojisi alanında da önemli bir değerlendirmedir. Percival Pott’un bu saptamayı yapmasından 150 yıl kadar sonra 1932 yılında bu kanserin nedeni olan 1,2 dibenz antrasen, ilk kimyasal kanserojen madde olarak tanımlanmıştır.

Sanayi devrimi: Onaltıncı yüzyılın sonlarında bir grup mülteci, Belçika’nın Antwerp kentinden İngiltere’ye göç ederek pamuklu dokuma üretimini bu ülkeye taşıdılar. Uzunca bir zaman ev üretimi şeklinde yapılan dokumacılık işleri, buharın keşfinden sonraki dönemde yeni oluşan fabrikalarda yapılmaya başlandı. Böylelikle buharın keşfi ile başlayan sanayi devrimi sürecinde dokumacılığın da önemli yeri olmuştur. İngiltere’de ilk imalathane ve fabrikalar dokuma alanında olmuş, sonraları diğer alanlarda da fabrika oluşumları gelişmiştir.

iş sağlığı nedirOnsekizinci yüzyılın ikinci yarısında buharın keşfi ile birlikte çalışma hayatında önemli gelişmeler ve değişiklikler meydana gelmiştir. Çalışma hayatında gözlenen bu değişikliklerin sosyal ve ekonomik açıdan da çok önemli yansımaları olmuştur. Buharın keşfi ile başlayan ve toplumların her kesiminde sosyal, ekonomik ve sağlıkla ilgili alanlarda yaşanan gelişme ve değişikliklerin tümü “sanayi devrimi” olarak adlandırılır. Buharın keşfinden önce evlerde, inşaat işlerinde ve imalathanelerde kullanılan düzenekler ve aletler doğal güç kaynakları (insan ve hayvan gücü, rüzgâr, su gücü vs.) ile çalıştırılmaktaydı. Buharın kullanıma girmesi, bu alanda önemli güç kaynağı oluşturmuştur. O güne kadar insan ve hayvan gücü ile çalıştırılan düzenekler, buhar gücü ile çalışan makinelerin yapılması sonucu fabrikalar şekline dönüşmüştür. Bu durum bir yandan üretim artışı sağlarken, bir yandan da yeni oluşan bu işyerlerinde çalışacak insan gücü ihtiyacı belirmiştir. İnsan gücü ihtiyacını karşılamak üzere çevredeki köylerden ve diğer yerleşim yerlerinden, çalışmak üzere insanlar yeni kurulan işyerlerine gelmeye başlamışlardır. Böylece toplumda bir nüfus hareketliliği yani göç olgusu yaşanmıştır. Başlangıçta çalışmak üzere erkekler yer değiştirmiş, kadınlar ve çocuklar köyde evlerinde kalmışlardır. Bu durum da, ailelerin parçalanması sorunu şeklinde kendini göstermiştir.Çalışmak üzere yeni kurulan fabrikalara çok sayıda kişinin gelmesi, bu bölgelerde yeni ve sağlıksız yerleşimlerin doğmasına yol açmıştır. Fabrikalarda çalışanlar barınma ihtiyaçlarını karşılamak için hızla yeni yapılar oluşturmuşlar, su, tuvalet, mutfak gibi temel hijyenik olanaklardan yoksun bu sağlıksız ve derme-çatma yapılarda çok sayıda kişi barınmak ve yaşamak durumunda kalmıştır.

İnsanlar, daha çok gelir elde etmek için uzun süreler boyunca çalışmışlardır. Öte yandan yemek olanakları da yeterli olmadığından bu insanlar arasında beslenme bozuklukları gündeme gelmiştir. Ayrıca o güne kadar tarlada çalışan ve makineye yabancı olan kişiler arasında çok sayıda kazalar görülmüştür. Sonuç olarak uzun süre çalışan ve yorulan, yeteri kadar dinlenemeyen, iyi ve yeterli beslenemeyen bu insanlarda, genel yaşam koşullarının da olumsuz olması sonucunda hızla önemli sağlık sorunları belirmiştir. Bu sorunlar bir yandan çalışma ortamından kaynaklanan kazalar ve hastalıklar olurken, bir yandan da tifüs, kolera gibi bulaşıcı hastalık salgınları görülmeye başlamıştır. Bunların yanı sıra çalışanlar arasında alkol kullanımı artmış, ailelerin parçalanması sonucunda fahişelik belirmiş ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar sorunu gündeme gelmiştir.

Gerçekte söz konusu bulaşıcı hastalık salgınları, çalışma hayatına özgü olan hastalıklar ve iş kazalarından daha fazla sorun yaratmış, daha çok işgücü kaybına ve ölümlere yol açmış, bu yüzden toplumda daha fazla dikkat çekmiştir. O yıllarda İngiltere’de oldukça yaygın bir toplumsal sorun olarak kabul edilen ve çözüm aranmakta olan yoksulluğun önlenmesi için bir yasa hazırlanmaktadır. Bu yasanın hazırlanması için oluşturulan komisyonda görevli hukukçu ve çevre mühendisi olan Edwin Chadwick (1800-1884) 4 yıllık bir uğraşı sonunda 1842 yılında “Çalışanların Çevre Sağlığı Koşulları” adlı bir rapor (Report on the Sanitary Conditions of the Labouring Population in Great Britain) hazırlamıştır. Chadwick bu raporda insanların hastalanmalarında çevre ve barınma koşullarının önemine işaret etmiş, çevre koşullarını olumlu hale getirerek bu sorunların önlenebileceğini ifade etmiştir. Bu katkılarından dolayı Edwin Chadwick de çevre sağlığının kurucusu olarak kabul edilmiştir.

Sanayi devrimi sırasında yaşanan önemli bir gelişme de üretim artışlarıdır. Makinelerin çalışması ve hızlı üretim sermaye birikimi sağlamış, makinelerin ve fabrikaların sahiplerinin varlıklarının artmasına yol açmıştır. Bunun sonucunda da sermayenin ve fabrikaların sahipleri olan işverenler ile bu fabrikalarda çalışanlar yani işçiler ayrı toplumsal sınıflar olarak belirmeye başlamıştır.

Yine aynı dönemde çalışma hayatı ile ilgili olarak iş kazalarında da büyük artışlar gözlenmiştir. Zira bir yandan makineye ve fabrika çalışmasına yabancı olan, diğer taraftan eğitimsiz ve yorgun olan işçiler daha çok kazaya uğramışlardır. Sonraki yıllarda ucuz işgücü olması bakımından kadınlar ve çocuklar da çalışma hayatına girmeye başlamıştır. Kadınlar ve çocukların çalışma hayatına girmesinde, ucuz içgücü olmalarının yanı sıra, özellikle çocukların, vücut yapıları bakımından yeraltı madenlerindeki dar galerilerde daha kolay hareket edebilmelerinin de rolü olmuştur. Ancak işlerin ağırlığı ve uygun olmayan çalışma koşulları nedeniyle öncelikle çocukların sağlıkları hızla bozulmuştur. Bunun üzerine çalışma hayatının ortaya çıkardığı sorunlar toplumda ilgi uyandırmaya başlamıştır. Bu tarihlerde önceleri Fransa ve İngiltere’de olmak üzere bir takım aydın fikirli ve ileri görüşlü fikir adamlarının müdahalesi ile çalışma hayatına ilişkin bazı düzenlemeler ve düzeltmeler yapılmıştır. Bu ileri görüşlü kişiler arasında, Fransa’da (1789 yılındaki Fransız Devriminin de öncülerinden olan) Voltaire, J. J. Rousseau, İngiltere’de de bir fabrika sahibi olan Robert Owen, Robert Peel, Michael Sadler, Anthony Ashley Cooper, Charles Turner Thackrah, Thomas Percival gibi aydın kişiler ve hekimler sayılabilir.

Bu kişilerin çabaları sonucunda İngiltere’de 1802 yılında pamuklu ve yünlü dokuma endüstrisinde çalışan çıraklara yönelik olarak, çalışma hayatına ilişkin ilk yasal düzenleme yapılmıştır (Health and Morals of Apprentices Act). Çocukların ve çırakların çalışmalarını düzenleyen bu yasada günlük çalışma süresinin 12 saat ile sınırlandırılması, çalışmanın çocuğun eğitimini engellememesi ve ücret konuları yer almakta idi. Yasadaki bu ifadeden, çocukların 12 saatten daha uzun süreler çalıştırılmakta olduğu ve bu durumun çocuğun eğitimine engel olduğu anlaşılmaktadır. Yine bu yasada işyerinin duvarlarının yılda iki kez yıkanması ve odaların da uygun şekilde havalandırılması konuları yer almaktaydı. Ayrıca yasa fabrikalarda gönüllü olarak gözlem ve denetim yapmak isteyenlere de bu olanağı veriyordu.

Aslında, bu yasadan 15 yıl kadar önce, Dr. Percival Pott’un skrotum kanseri konusundaki gözlemi üzerine 1788 yılında İngiltere’de “Baca Temizleyenlerin ve Çıraklarının” çalışma koşullarını düzenleyen bir yasa çıkarılmıştır. Bu yasada, baca temizleme işinde en küçük çalışma yaşı 8 yıl olarak belirlenmiş, ustanın, çırağını istismar etmemesi öğütlenmiş ve çırakların en seyrek haftada bir kez olmak üzere katran ve kirlilikten arınmalarını sağlamak amacı ile yıkanması önerilmiş ve bu amaçla gerekli düzenlemelerin yapılması gereğine işaret edilmiştir.

Sonraki yıllarda örneğin 1819 yılında çıkarılmış olan bir başka yasa, çıraklar dışındaki çalışanları da kapsamaktaydı ve en küçük çalışma yaşını 9 yıl olarak belirlemişti. Daha sonra 1833 yılında çıkarılan bir başka yasa ile çocukların çalışmaya başlamadan önce bir hekim muayenesinden geçirilmesi, fizik yapı itibariyle 10 yaşını doldurmuş olduğu ve çalışmasına herhangi engel olmadığı konularının hekim tarafından değerlendirilmesi koşulları gündeme gelmiştir. Bu yıllarda İngiltere’de henüz doğum kayıtları başlamamıştır, bu nedenle çocukların yaşının doğru olarak bilinmesi olanağı yoktur. Bu durumda çocuğun bir doktor tarafından muayene edilmesi ve vücut gelişmesi itibariyle 10 yaşında olabileceğinin, çalışmaya engel olacak bir sağlık sorununun bulunmadığının doktor tarafından belirtilmesi gerekmektedir. Bu uygulama bir anlamda işe giriş muayenelerinin ilk örnekleri olarak değerlendirilebilir. Aynı yasa işyeri ortamının sağlığa uygun olması gereğine işaretle, işyeri ortamında bulunan risklerin saptanması ve kontrol altına alınması bakımından işyerlerinin denetlenmesini öngörmektedir. İşyerlerinin denetlenmesi için de ilk kez bu yasa ile bir denetim örgütü kurulmuştur.

iş sağlığı

İngiltere’de 1833 yılında çıkarılan bir başka yasa ile kölelik sistemi ortadan kaldırılmış, 1842 yılında çıkarılmış olan Maden Yasası da genç kızların ve kadınların madenlerde çalıştırılmasını yasaklamış, bu konunun ve çalışma koşullarının hükümetin müfettişleri tarafından denetlenmesini gündeme getirmiştir.Başlangıçta İngiltere’de meydana gelen bu gelişmelerin, izleyen yıllarda diğer Avrupa ülkelerinde ve Kuzey Amerika’da da olduğu gözlenmektedir.

ABD’de Alice Hamilton (1869-1970) adlı doktor 40 yıl süre ile çeşitli işyerlerinde incelemeler yapmış ve bu alandaki gelişmelere önemli katkıda bulunmuştur. Önceleri kurşun zehirlenmesi vakalarının çokluğuna dikkatleri çeken Dr. Hamilton, bu alanda işyeri koşullarında düzeltmeler yapılmasını sağlamış, daha sonra Arizona madenlerindeki silikozis sorununu, suni ipek imalinde çalışanlardaki karbon sülfür zehirlenmesi olgularını, Kaliforniya gümüş madenlerindeki civa zehirlenmelerini incelemiştir. Başarılı çalışmalarından dolayı kendisine 1919 yılında Harvard Üniversitesi tarafından iş sağlığı alanında öğretim üyeliği verilmiş, uzunca zaman bu görevini sürdürmüştür.

Sovyetleri Birliği ve diğer Doğu Avrupa ülkelerinde iş sağlığı konularındaki gelişmeler 1917 yılındaki Ekim Devrimi’nden sonra olmuştur. Diğer Avrupa ülkeleri gibi önceleri iş sağlığı alanında organize bir çalışmanın olmadığı Sovyetler Birliği’nde 1917 devriminden önceki dönemde Bolşevik Parti tarafından ortaya konulan sağlık politikasının iki temel ilkesi vardı; sağlık hizmetlerinin ücretsiz olması ve koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik verilmesi. Bu sağlık politikasının mimarlarından olan Alexander Semashko, devrimden sonra oluşan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’nin ilk Sağlık Komiseri (Commissar of Health, Sağlık Bakanı) olarak atanmıştır. Semashko’nun ilk uygulamalarından birisi, tıp fakültelerinin yönetimini üniversitelerden ayırmak olmuştur. Böylelikle tıp eğitimi politikalarının doktorlar tarafından değil hükümet tarafından belirlenmesine olanak sağlanmış oluyordu. Devrimden sonra üniversiteden bağımsız ilk tıp enstitüsü Moskova’da kuruldu ve öğrenci eğitimine başladı. Sonraları Semashko Enstitüsü adı verilen bu enstitü bünyesinde 1922 yılında bir de “İş Hijyeni Bölümü” (Chair of Hygiene of Labour) kurulmuştur.

Günümüzde gerek sanayileşmiş gerekse sanayileşmekte olan ülkelerde çalışma hayatına ilişkin çeşitli sorunlar vardır ve bu sorunların önlenmesi ve çözümü bakımından da çeşitli hukuksal düzenlemeler yapılmaktadır. Bu konularla ilgili olarak uluslararası düzeyde kararlar almak ve öneriler geliştirmek üzere 1919 yılında Uluslarasaı Çalışma Örgütü (ILO; International Labour Organization) kurulmuştur. Bu kuruluş bugüne kadar, sayıları 200’ü bulan sözleşme ve tavsiye kararları kabul etmiş ve üye ülkelerin kullanımına sunmuştur.

ILO/WHO Ortak Komitesinin (1950) tanımı ile iş sağlığı “bütün çalışanların bedensel, ruhsal, sosyal iyilik durumlarını en üst düzeye ulaştırma ve sürdürme, çalışma koşulları yüzünden çalışanların sağlığının bozulmasını önleme, çalışanları çalışma ortamındaki sağlığı bozan etmenlerden koruma, çalışanların fizyolojik ve psikolojik durumuna en uygun işe yerleşmelerini sağlama” olarak tanımlamıştır. Benzer bir komitenin (1995) çalışmaları ile tanıma çalışanların sağlığını ve çalışma kapasitesini koruma ve geliştirme, alışma ortamını ve yapılan işi geliştirme, işyerinde sağlık ve güvenliği destekleyen yönde iş organizasyonu ve çalışma kültürünü geliştirme ifadeleri yerleştirilmiştir.

155 Sayılı ILO Sözleşmesi (İş Sağlığı ve Güvenliği ile Çalışma Ortamına İlişkin Sözleşme, 1981,
13.01.2004/25345 RG) ulusal politika ilkeleri, ulusal düzeyde eylem ve işletme düzeyinde eylem bölümlerinden oluşmaktadır. Ulusal politika ilkeleri arasında her üyenin, ulusal koşullar ve uygulamaya göre ve en fazla temsil kabiliyetine sahip işçi ve işveren kuruluşlarına danışarak iş güvenliği, iş sağlığı ve çalışma ortamına ilişkin tutarlı bir ulusal politika geliştirmesi, uygulaması ve periyodik olarak gözdengeçirmesi vurgulanmaktadır. Ulusal düzeyde eylem bölümünde iş sağlığı ve güvenliği ve çalışma ortamına ilişkin mevzuatın uygulanması, uygun ve yeterli bir denetim sistemi, iİşverenler ve işçilerin yasal yükümlülüklere uymalarını sağlamak amacıyla, yol gösterici tedbirlerin alınması belirtilmektedir. İşletme düzeyinde eylemler arasında işverenlerin, işyerlerinde kullanılan makine ve donanım ile risk etmenlerinin sağlık riski oluşturmamasını sağlaması gibi ilkeler belirlenmektedir.

iş sağlığı nedir161 Sayılı ILO Sözleşmesi (İş Sağlığı Hizmetlerine İlişkin Sözleşme, 1985, 13.01.2004 / 25345 RG) Ulusal politikanın ilkeleri, görevler, örgütlenme, çalışma koşulları ve genel hükümler bölümlerinden oluşmaktadır. Ulusal politika ilkeleri başlığı altında temelde önleyici işlevlere sahip olan iş sağlığı hizmetleri, güvenli ve sağlıklı bir çalışma ortamı oluşturmak ve sürdürmek; işi, işçilerin fiziksel ve zihinsel sağlık durumlarına ve yeteneklerine uygun biçimde uyarlamak amacıyla yürütülen hizmetlerdir vurgulaması yapılmıştır. Görevler arasında işverenin işyerinde yürütmekle yükümlü olduğu iş sağlığı hizmetlerinin, işletmedeki iş risklerine uygun ve yeterli olarak düzenlenmesi belirtiliştir. İş sağlığı hizmetlerinin; mevzuat, toplu sözleşmeler veya işçiler ve işverenlerin üzerinde anlaştığı bir yöntem veya yetkili makamın ilgili işçi ve işveren temsilcilerine danışarak belirlediği bir yöntemle oluşturulması vurgulanmıştır. Çalışma koşulları bakımından iş sağlığı hizmetlerinin çok disiplinli olması; işletmedeki diğer hizmetlerle eşgüdümlü bir şekilde yürütülmesi; iş sağlığı hizmetleri ile sağlık hizmetlerinin sağlanmasından sorumlu diğer organlar arasında yeterli işbirliği ve koordinasyonun sağlanması vurgulanmıştır.

WHO’nun İş Sağlığı Küresel Stratejisinde (1995) amaç; iş sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi, kapsamının genişletilmesi, içerik ve faaliyetlerinin geliştirilmesi, araçlar; iş sağlığı çalışanlarının eğitimi, destek hizmetlerin organizasyonu, İSG için araştırma temeli ve standartları sağlama olarak belirlenmiştir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde özellikle tarım, kayıt dışı sektör ve küçük işletmelerde çalışanlar ile kendi hesabına çalışanlar gibi iş sağlığı hizmetlerine ulaşamayan çalışanlara iş sağlığı hizmetlerinin sunumu, dünyadaki her çalışana iş sağlığı hizmetlerini sağlamak hedefi vurgulanmıştır.

WHO Çalışanların Sağlığı Küresel Eylem Planında (2008-2017) amaçlar çalışanların sağlığı için politika araçlarını tasarlamak ve uygulamak, işyerinde sağlığı korumak ve geliştirmek, İş sağlığı hizmetlerinin performansını ve ulaşılabilirliğini arttırmak, eylem ve uygulama için kanıt sağlamak ve iletmek, çalışanların sağlığını diğer politikalara dahil etmek olarak belirlenmiştir. T.C. Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Politika Belgesi II de (2009 – 2013) politik hedefler arasında AB normlarına uygun bir İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ’nun çıkarılması:, AB’nin Çerçeve Direktifi ile ILO’nun 155 ve 161 sayılı Sözleşmeleri gereği Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyinde bağımsız bir İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun çıkarılması hedef olarak belirlenmiştir. Bu heedef Ulusal Program ve Hükümetin Acil Eylem Planında yer almıştır. İSG Kanun Tasarısı Taslağı hazırlanmıştır. Bu kanunla iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin düzenlemelerin bütün çalışanları kapsaması amaçlanmaktadır.

Çağdaş iş sağlığı yaklaşımı gereğince iş sağlığı hizmetler bütün işyerlerini kapsamalı (işkolu, küçük-büyük), bütün çalışanları kapsamalı, yerel ihtiyaçlara ve koşullara uygun olmalı, kolay ulaşılabilir olmalı, koruyucu yaklaşımlar öncelikli olmalı, işveren tarafından sağlanmalı, multidisipliner yaklaşımla yürütülmeli ve yasal alt yapı oluşturulmalıdır.

Son yılarda gündeme gelen Temel İş Sağlığı Hizmetleri yaklaşımı esasen hizmetlerin bütün çalışanları kapsaması amacını gerçekleştirebilmek için yöntem önerilerini içermektedir. TİSH yaklaşımı bir taraftan iş sağlığı hizmetlerini belirlerken bir taraftan da bu etkinliklerin çalışanlarının tamamına ulaşmasını ve bu amaçla ülkenin sağlık sistemine entegrasyonunu vurgulamaktadır. İş hizmetlerinin tüm çalışanları kapsamasını, tüm çalışanların bu hizmetlere ulaşmasında gereksinimlere göre hakkaniyetin gözetilmesini, hizmet sunumunun etkili olmasını, çalışanlar tarafından kabul edilmesini ve katılım sağlanmasını, kamu tarafından garanti altına alınmasını, çalışma yaşamı ile ilgili sosyal politikaların entegre bir parçası olmasını vurgular. Ülkemizde de son yıllarda Sağlık Bakanlığı bünyesinde hizmet veren Toplum Sağlığı Merkezlerinde işyeri hekimliği hizmeti verilmesine ilişkin çalışmalar sürdürülmekte, ilgili yasal düzenlemeler yayınlanmaktadır.